02-05-2010
Kamera açılarının genelden çok yakın planlar üzerine kurulduğu, genel planları, tıpkı hikayenin genel manzarası gibi izleyicinin zihninde canlandırabilme fakültesine sahip, her sahnesinin birbiriyle ilişkilendirildiği, oldukça ağır hatta bir karabasana dönüşen fiktif ama hakiki bir hikayenin akıcı ve yenilikçi olduğunu düşündüğüm bir kurguyla filmsel zaman üzerinde esprili ve kıvrak geçişler üretildiği Bornova Bornova’yı farklı bir sinema özleminde olan herkesin ama özellikle gençlik yılları 80 sonrasına denk gelmiş kuşağın izlemesi gereken filmler arasına sokuyor kanımca.
Hepimizin hayatında eni konu varolan ilişkilerden yola çıkarak bir kuşağın analizini yapmak ve eleştirel bir bütün manzaraya ulaşmak, yönetmeninin olduğu kadar filmin üretiminde yer alan her bir birimin ortak bir zihniyet içerisinde çalışmasıyla ortaya çıkmış gibi göründü bana. Ses, kurgu, görüntü, oyunculuk, sanat yönetmenliği incelikle düşünülmüş ve daha da önemlisi bir bütün düşünceyi tamamlayan düşünceler üretmiş açıkça. Yine de söylemeliyim ki filmin en ve hatta tek pragmatik karakteri olarak değerlendirdiğim Özlem, sanırım politik olarak bazı sıkıntılar barındırıyordu. Filmdeki bütün karakterlerle izleyici olarak bir tür hesaplaşma yaşarken, Özlem hariç hepsinin bir şekilde kendini doğruladığını farkettim.
Salih, gerek kendi çocukluğuyla kurduğu ilişki gerek Hakan’a ilettiği hayat bilgisi üzerinden gerek aile geçmişiyle psikopat karakterinin nedenlerini açığa vuruyor ve zaten filmin sonunda da öldürülüyor. Sadece konuşup bir türlü harekete geçemeyen Murat, ait olduğu sınıfın ve kuşağın tipik olmaya oldukça yakın, okumuş ve okuması bir türlü bitmeyen ve üretmeye geçemeyen insan örneği olarak karşımıza çıkıyor. Murat’ın düzene söylenen ama isyan etmeyen, halini kendisine “abi” diye hitap eden karısından daha kolay kabullenmiş tavrı, izleyicide koca bir kuşak nezdinde acıma hissi yaratıyor. Filmin sonunda Hakan ve Özlem’den para sızdırmaya çalışması bile bu kuşağın kendini içine soktuğu/atıldığı atalet ve yitiklik halinin yıkıcılığı yanında, ne yazık ki artık kanıksanmaya başlanmış bir hakikat olarak neredeyse hafif kalıyor. Varoluşu ve hayattan beklentileriyle mütevazi bir çizgide duran Hakan karakteri ise, Salih cinayetine nefsi müdafa süsü vermek için giriştiği akıl almaz kurnazlıkla izleyiciyi şaşırtıyor. Ne film boyunca sergilediği naifliğinden, ne Özlem’e aşkını itiraf ederken utangaç ama kaba tavrından eser kalmıyor. Hemen sonrasında gerçekliğini sarsılarak yaşadığı ama planladığı cinayeti kendisinden beklenmeyen bir incelikle hem de bir an önce Salih’in kendisine verdiği sustalıyla işliyor. Kaçarken, kameraya bakışıyla şimdiye kadar gizlediği kurnazlığını da izleyici karşısında doğruluyor.
Hakan’ı cinayete iten ve bir anlamda Hakan’ın günahını izleyici karşısında boynundan alan Özlem’e gelince. Salih’e benzer tarafları olmakla birlikte Salih’ten genç bir kuşaktan gelmesi ve kadın olmasıyla filmin diğer bütün karakterlerinden ayrı bir yere sahip. Cinselliğini veya uyuşturucu kullanmasını bir tür özgürlük gibi yaşarken bile aslında bunları otoriteye karşı bir başkaldırı olarak yaşamadığı ölçüde bir ikiyüzlülüğün kurbanı haline gelerek Salih’in ona yaptıklarını kimselerle paylaşamıyor. Bu açıdan bakıldığında Özlem filmdeki en yalnız karakter. “Polise gidelim mi?” diye sorarken Hakan’a, açık bir şekilde yanında durabilecek birini arıyor. Kendince geçerli sebepleri olan Hakansa buna yanaşmıyor.
Final sahnesinde Hakan’ı, hayallerini süsleyen kadınla, onu “kız olmamasına”, arasıra “uyuşturucu kullanmasına” rağmen kabul eden, uğruna cinayet işlediği Özlem’le yuva kurmuş halde buluyoruz. Amacına ulaşmış görünen Hakan halinden çokta memnun görünmüyor. Onun memnuniyetsizliğinin nedeni büyük hayallerini kurduğu hayatın küçüklüğü değil gibi. Hatta Murat’ın, cinayeti şantaj olarak kullanarak para sızdırması bile değil. Onun hayal kırıklığı ve bıkkın görünütüsünün nedeni belli ki Özlem’in ta kendisi. Özlem’in son sahnede karnında 7 aylık çocuğuyla bile soğuk kanlılıkla Murat’ı ortadan kaldırmayı teklif etmesi, izleyicinin gözünde onu bir femme fatale, Hakan’ı ise mağdur yapıyor. Sanırım benim canımı sıkan da bu oluyor.
