“Bir kent, ister büyük olsun ister küçük, içindeki evlerin, anıtların, sokakların toplamından çok başka bir şeydir; tıpkı bunun gibi sadece bir ekonomi, ticaret, endüstri merkezi de değidir. Toplumsal ilişkilerin mekânsal izdüşümü olarak kent, dünyevi olanı kutsal olandan, çalışmayı eğlenceden, kamuya ait olanı özel olandan, erkekleri kadınlardan, aileyi ona yabancı olan herşeyden ayıran sınır çizgileri ağının kendi içinde kesiştiği, aynı zamanda da onun yapısını oluşturduğu bir mekân görünümüyle karşımıza çıkar. Bu niteliği ile de, mükemmel bir şifre anahtarı sağlar bize.” – Maurice Aymard
Belli bir kimlik altında toplanmayan mağdurlarıyla Sulukule’deki kadar yankı uyandırmasa da İstanbul suriçinde Fener, Balat, Ayvansaray semtlerindeki kentsel dönüşüm çalışmaları sessizce devam etmekte. Dönüşüm sürecinden hareketle kent üzerine yapılan tartışmalarda çokça bahsi geçen “doku” kavramının ne olduğu üzerine fikir yürütmeye çalışan Fener Balat’ı Duydun mu?, yeniden inşa etmek için yıkma düşüncesinden, modern şehir mekânı düşüncesine ulaşan bir sürecin sonucunda ortaya çıkmış bir belgesel çalışma oldu.
Lefebvre’e göndermeyle “görsel” olanın gölgesinden kurtularak “görme”yi, “duyma”yla tetiklemeye çalışan filmde, şehir mekânı, onun kolektif ve bireysel kullanım pratiğinin ışığında kavranmaya çalışıldı. İlk keşif gezilerinde karşılaştığım seslerle şekillenmeye başlayan fikir, çekimler devam ettikçe ortaya çıkan açmazların adım adım çözümlenmesiyle geliştiği kadar ancak mekânla tarihsel bir bağlantı kurabildikten sonra içerik kazandı, somutlaştı. Bu bağlantı, mahallenin Rumlar’dan arındırılmasından göç olgusuna, kadının toplum içindeki emeği ve yerinden, özgürlük algısının değişkenliğine, şehir ve modern hayat ilişkisine kadar uzanan konulara değinerek yakın tarihin konsensusuyla ilgili ipuçları veren ve hayatımızı yeniden üretmemizde önemli faaliyetleri kapsamakla birlikte özel alanda görünmez kılınanın dile geldiği söyleşide temel buldu.
İzleri gittikçe silikleşen zamanı mekâna geri kazandırma çabasıyla Haliç’in karşı kıyısında açılan objektif, izleyiciyi aşamalı olarak mahalleye taşırken birbirinden ayrılmış mekânların sosyal özelliklerine odaklanıyor. Mahallenin şehirle bağlantısının kurulduğu yollardan, esnaf ve sosyalleşme alanı olarak çarşıdan geçtikten sonra varılan meskûn alan, 50′li yıllarda Karadeniz’den İstanbul’a evlenme dolayısıyla göçmüş bir kadının gündelik hayatından aktardıklarıyla keşfediliyor.
[yorumlar]
SÖYLEŞİDEN KESİTLER
”Sanat yapıtı, kuşkusuz sonuca ulaşmaya çalışır, ama yöntemlerinin bütün inceliğini yönelttiği nokta süreçtir.” – Film Duyumu, Sergey M. Eisenstein
